Menu

İskenderin Asya Seferi

⏱ 31 dakikada okuyabilirsiniz.

İskenderin Asya Seferi

Antik çağda, cesur bir adamın vizyonu sayesinde yunanistanin vahşi topraklarında görkemli bir imparatorluk doğdu. 13 yıl gibi kısa bir sürede Batı dünyasının çoğunu ele geçirip, bilinmeyen diyarlara doğru ilerledi ve dünyanın en büyük güçlerini ezdi. Bazıları onu kral , imparator, hatta Tanrı kabul edip önünde eğildi Büyük iskender zafere ulaşan yolda adım adım ilerledi .MÖ 331 yılında serin bir sonbahar sabahı küçük fakat cesur bir grup savaşçı Harbe hazırlanıyordu Karsilarindaki düşman onlardan 5 kat daha büyüktü dünyanın en büyük ordusu pers ordusuydu , liderleri olan makedonya kralı iskender henüz 26 yaşındadır Son 4 yıl içinde askerlerinin başında makedonyadan mısıra kadar bilinen dünyanın yarısını fethetmiştir ancak bugün adamları huzursuzlanmaktadır 3 bin km süren yolculuk sonrası herbiri yorgundur ve sıla hasreti çekmektedir. ve onları neyin beklediğini bilmezler Ancak iskender zafer kazanacaklarindan emindir siz ” zeus’un koruduğu yunanlilarsiniz diye seslenmektedir.” Iskender doğuştan fatihtir babası makedonyalı phillippos yunan şehir devletleri arasında süren şiddetli savaşlar sonrasında, yunan birliğini kuran ilk kraldır. Iskeder’in hem bu yeni krallığı savunacak hem ülkesine karşı işlenen hakaretin öcünü alacak kadar sert olması gerekir yunan topraklarında Phillipos tüm krallarla aynı hayeli paylaşır fakat karşı kıyıda Büyük pers imparatorluğu Aralarıda EZOP, HOMEROS , HEREDOT ve birçoğunun memleketi olan yeri ele geçirmiştir. Phillippos 150 sene önce yunan topraklarını işgal eden persleri cezalandırıp, kovmaya kararlıdır. Bu kadar ihtirasli bir babanın oğlunu çok güçlü yetiştirmesi gerekmektedir. Ancak phillippos bir kralın güçlü olduğu kadar, zeki olması gerektiğininde farkındadır. Bu yüzden iskendere gözlemleyip mantık yürütüp doğru tahminlerde bulunması için ATİNADAN ünlü düşünür ARISTO’YU getirtir .Aristodan aldığı dersler sayesinde iskender Askeri tarihin ilk strateji uzmanı olur ancak genç adamın hayel gücünü tetikleyen şey herşeyden ziyade destansı bir şiirdir.

Homeros’un yazdığı ilyada Truva savaşlarını anlatan ve destansı mesajlar taşıyan bir eserdir. Eserde yunanlı kahraman AKILLEUS Truvada hektora karşı bir zafer kazanır. Fakat AKILLEUS bir barbar değildir öldürdüğü rakibi Hektor’un cesedini babasına iade ederek iyi niyetini gösterir. Bu eserde anlatılan güç ve merhamettin birlikteliği iskender’in dikkatini çeker gittiği he ryerde bu eseri yanında taşıyacaktır. mitolojik. Kahraman Akilleusa olan tutkusu annesi OLYPIA’yi mutlu eder aşırı dindar olympias tanrı zeus’un kendisiyle ilişkiye girdiğini düşünür. Yunan mitolojisinde tanrıların insanlarla ilişkiye girmesi alışılmadık birşey değildir. Bazı söylentilere göre iskenderde böyle bir iliski sonucu dünyaya gelmiştir ister yarı tanrı, ister ilahi ,ister ölumlü iskender kendini sıradan ölümlülere kanıtlamak zorundadır. Ufak tefek yapısına rağmen yetenekli bir atlet güçlü bir rakiptir. Kibire varan edasıyla sadece Tanrı ve krallarla yarışacağını ifade etmiştir. Ancak aynı zamanda cana yakın olduğu için kendisine ömürlük sadık dostlar edinmiştir ,en yakın dostu Hayat arkadaşı HEPAISTION’DU eşcinselliğin hoşgöruyle karşılandığı bir dönemde Hepaistion iskender’in hem dostu hem sevgilisi olacaktır. Çocukluğunda başlayan ve uzun yıllar sürecek bir diğer dostluğu atına olacaktır. BUKHAELOSU henüz 12 yaşındayken görmüştür hareketli ve simsek kadar hızlı olan bu atın asla ehlileştirilemeyeceği düşünülüyordu atı eğitmeye karar veren iskender herkesin gözünden kaçan bir detayı farkeder BUKFAELOS kendi golgesinden ürkmektedir onun güvenini kazanmak için iskender atın kafasını güneşe doğru çevirir böylelikle gölge kaybolur ve At sakinleşir o andan itibaren ikisi arasında hayat boyu sürecek bir bağ kurulur ve BUKFAELOS tarihin en meşhur atlarından biri olur oğlunun zekasından etkilenen phillippos yunanistanin böyle bir prense dar geleceğini farkeder iskender 20 yaşına geldiğinde babasının makedonyanın gücünü diğer yunan şehir devletleri üzerinde kurmaya çalıştığı seferlere katılır bu seferlerde askerlere komuta etmeyi öğrenir ve onların saygısını Kazanır yanında gelecek vaadeden genç bir kral ve irade bulunan phillippos sonunda pers imparatorluğuna saldırmaya hazırlanır .

Öncü kuvvetler Anadoluya doğru yelken açarken phillippos, kızının düğününe katılmak için harekete geçer. Bu evlilik iki komşu krallık arasında barış sağlayacaktır. Ancak beklenmedik sorunlar baş gösterir, phillippos düğüne giderken eski bir korumasıyla karşılaşır koruma kralı göğsünden bıçaklar bir grup asker hemen genç prensin etrafını sarar ve onu korumaya alır. Diğerleriyse hemen suikastçinin peşine düşer ve onu öldürür tek.soru vardır bu cinayetin arkasında kim vardır? Çoğu kimse karısı olympia’nin olduğunu düşünür. Philippos kısa süre önce yeniden evlenmiştir cinayetin bu yüzden işlendiği düşünülsede, gerçek ortaya çıkarılamayacak ve kralla birlikte gömülecektir. Bu olayı izleyen iskender tahta çıkmak için harekete geçer dönemin sorunları gereği tüm muhaliflerinden kurtulur ve henüz küçük bir bebek olan üvey kardeşi dahi tüm varisleri ortadan kaldırır. Böylece phillippos’un gerçek varisi kim olduğu konusunda da spekülasyonlara fırsat vermemiş olur.Ama herşeye rağmen yeni genç kralın tahtını korumak için mücadele vermesi gerekecek ve bu uğurda çok kan akacaktır.pholippos iskender’in kisiliğini ateşten yogurmustur fakat herşeye rağmen genç kralın babasının aynısı olduğu söylenemez, Görgüsüz ve kurnaz bir karekter olan phillippos yunanistanı demir bir yumrukla yönetmişti ancak bir yunan gibi eğitilen oğlu daha ince zevklere sahipti, MÖ 336 sensinde tahta ciktigında coğu kimse iskenderden iyi bir savaşcı olup olmayacağini merak ediyordu iskender’in olduhune dair dedikodular ortalikta dolaninca yeni karala karşı ayaklanmalar başlar.Diger yunanlilara bir uyarı olması için iskender güneydeki TEHEBES şehrine girer ve acımasızca bir katliam başlar iskender’in ordusu şehri yağmalar , 6 Bin kişi oldürülür ve 30 bin kişi köle esir olarak alınır .Haber hızla yayilir , bunu duyan DELPHİ APOLLON kahini onu yenilmez ilan eder . İskender ATİNA şehrine vardığında kimse karşınına çıkmaya cesaret edemez ancak, düşmanlarını cezalandırmak yerine onlara bir öneride bulunur Eğer bütün yunanistan birleşip ona gemi , Asker ve malzeme sağlarsa hayellerini gerçekleştirip yunan kentlerini PERS işgalinden kurtaracağını söyler.

MÖ 334 yılında 45 bin kişilik ordusu çocukluk arkadaşı Hepaistion ile birlikte iskender bir kıtayı fethetmek için tarihi bir sefere çıkar. Balkan dağlarını aşan iskender o dönem Asyayı Avrupadan ayıran HELLESPONTUS ( çanakkale ) boğazına varır.Boğazı geçip karaya çıkınca birgün tüm Asyayı ele geçireceğine yemin eder ve tekrar asla ülkesine geri dönmeyecektir .seferin zaferle sonuçlanması için yakınlardaki Truva şehrini ve orada yatan efsanevi kahramanlar AKILLEUS ve HEKTOR’UN mezarını ziyaret eder ve AKILLEUS’ un kalkanıyla kılıcını şans getirmesi için yanına alır. Casusları 45 bin pers öncü kuvvetinin yakınlarda, günümüz BİGA ÇAYI yakınlarında olduklarını tespit eder generallerinin aksine beklemek yerine iskender karşı kıyıya ani bir saldırı düzenler. Askerleriyle omuz omuza savaşan iskender mücadelenin tam ortasına dalar , Hatta bir düşman baltası miğferini parçalar ve ucuz kurtulur fakat perslerin kaybı daha büyüktür. Supriz saldırı karşısında şaşkına dönen, moralleri bozulan pers ordusu sistemli şekilde geri çekilir. Sonraki birkaç hafta boyunca Anadolunun içlerine doğru neredeyse 1500 km yol katederek ilerlemeye devam eden iskender yunanlıları perslerden kurtarır.Sehirler teker teker ona kapılarını açmış yunanistan eskisi gibi yeniden bütün olmuş ve babasının hayali gerçek olmuştu ancak 3 bin km uzaklıkta pers imparatoru 3.DEREUS yenilgiyi hazmedemez ,küstah genç kralı durdurmak artık ona kalmıştır iskenderi yok etmek için hazırlanan DAREUS 100 bin kişilik bir ordu kurar hatta zaferine tanık olmaları için karısı, annesi , çocukları ve bütün maiyetini yanına alır. Bu arada iskender perslerin yarısı kadar bir orduyla Anadolu içlerinde ilerlemeye devam etmektedir. Sonunda iki ordu günümüz ANTAKYASI ISSOS yakınlarında karşılar ve savaş başlar dağ ile deniz arasına sıkışmış olan Issos Yunanlılar için çok uygun bir savaş alanıdır. Burada perslerin sayısal üstünlüklerinden yararlanmaları imkansızdır.iskender’in ordusunun merkezini PHALLANKS adını verdiğimiz uzun mızraklı birlikler oluşturur. PHALLANKS 6 metre uzunluğundaki, bronz uçlu ve birbirine kenetlenmiş usta askerlerce kullanılır.

Savaş Issos ovasında başlar ve çatışma çok çetin geçmektedir. Kendi Askerleri , arkalarındaki dağ etekleri ve önlerinde PHALLANK tehdidi arasında sıkışan persler, dizi dizi mızrağa geçirilirler. Kanlı hatlar boyunca askerler yerlere yığılırlar,savaşı kaybedeceğini anlayan pers kralı 3.DAREUS tarihi bir hata yapar ve ordusunu terkederek kaçar. Iskender onu takip eder fakat DAREUS kaçmayı başarır adil ve bilge olmasına rağmen iskender Korkaklardan hoşlanmamaktadır. Kaçak kralı yakalamaya yemin eder ancak Büyük kral sadece ordusunu değil beraberinde getirdiği ailesinide bırakıp kaçmıştır Karısı ve annesi onları bağışlaması için aman dilerler ancak bir hata yaparak , iskenderden daha uzun boylu olan HEPAISTION’U kral zannederler iskender anneye acır çünkü tutsak kadınlar çoğunlukla tecavüze uğrar ve köle olarak satılırdı DARESU’UN annesini yanına alır ve ona hürmet gösterir. İleriki zamanlarda Dareus’un Annesi onun yemeklerinden sorumlu ve , en güvendiği kişilerden biri olacaktır. Iskender savaşta cesaretiyle olduğu gibi cömertliğiylede askerlerinin saygısını Kazanır. Askerleri onu dünyanın diğer ucuna kadar izlemeye gönüllüdürler ve yakında gerçektende oralara varacaklardır. Sefere çıkalı henüz bir sene olmasına rağmen, iskender büyük başarılar elde etmiştir.Anadolu perslerden kurtarılmış 2 büyük zafer kazanılmıştır fakat iskenderi ve askerlerini şimdi yeni topraklar ve yeni fetihler çağırmaktadır. Şimdi güneye Firavunlar ülkesine yani Mısıra gitmek isteyecek ve orada eski dünyanın hiç görmediği zaferler elde edecekti..

DAREUS ,bütün piyade ve süvari birliklerini savaş kasasıyla birlikte bütün Ailesini kısacası issos’ta aldığı yenilginin ardından neredeyse herseyini yitirmişti. Çetin askeri koşullar ve özel hayatını içten içe sarsan darbelere rağmen büyük kral bozguna ugratilışını izleyen aylarda acı gerçekle yüzleşerek zorluklara göğüs gerecek, askeri dehasını gözler önüne serecekti. Ne var ki bu, fayda sağlamaktan çok uzaktı Batıdan yaklaşmakta olan Haşmetli düşmanın pers imparatorluğu’nun dosdoğru kalbine ilerlediğini gökyüzündeki yıldızlar söylüyordu. Mecusi rahipler birleşmiş ZÜHRE yıldızı diyorlardı imparatorun burcuna girmişti ,iranin fethi yakındı ve bunu değiştirmeye hicbir ölümlünün gücü yetmeyecekti.

Dareios İssos’tan olabildiğince hızla doğuya dönmüş, yerel kralların desteğini garantileyebilmek için Babil ve Ekbatana’da tam bir gövde gösterisi sergilemişti. Bunu yaparken oldukça zorlanmış olmalıydı; durum ne kadar kritik görünse de yerel yöneticileri bütünüyle çaresiz olmadıklarina herseyin yolunda olduğuna ikna edebilmişti. Fırat’ın batısındaki satraplıkların kırk yıl öncesinde 1. Artakserkses’e karşı ayaklanmış oldukları, ama patlak veren krizin hiç zorlanmadan süratle bertaraf edilebildiği hatırlatılmış, imparatorluğun şimdi de o günden daha zayıf olduğu zannına kapılmayı gerektirecek herhangi bir neden bulunmadığına dikkat çekilmişti. Doğuya yolculuğu sırasında Dareios iskender’le diplomatik görüşmelerde bulunmuştu. Daha önce değinildiği gibi 333 yılının Aralık ayında, esir alınan kraliyet ailesi için inanılmaz paralar ödemeyi, büyük miktarlar da toprak vermekle birlikte eşit şartlarda dostluk ve ittifak anlaşması imzalamayı da önermişti. Bu, -bir Pers kralı için- olağanüstü cömertlikte bir teklif, gerçekten etkileyici bir ödündü. Ahura Mazda -ki yeryüzünü ve onun üzerinde uzanan gökyüzünü yaratan, insana can veren ve onun talihini tayin eden ve Dareios’u onların hükümdarı kılan-hükümdarlığın tüm yeryüzü insanlarına hükmetmek olduğunu buyurmuştu. Ve teoride kralların kralının yeryüzünde bir eşi ya da dengi bulunmuyordu, ne var ki Dareus realistti. iskender hiçbir surette uzlaşmacı bir tavır sergilemeye yanaşmadığından ve anlaşma ya da görüşme olasılıklarını bütünüyle ortadan kaldırdığından, Dareios ikinci orduyu toplama hazırlıklarını başlatmaktan başka seçeneği olmadığını anladı. Bu ordu, daha önce İssos’ta olduğu gibi salt Pers, Med ve Hazar birliklerinden oluşmuyordu, imparatorluğun daha doğu ve kuzeydoğusunda kalan bölgelerden de asker seferber edilebilmişti. Baktria satrapı Bessos’a haber göndererek, destek birlikleriyle birlikte batıya doğru ilerlemesi emrini verdi.

Gökbilim Güncesi’nden öğrendiğimiz kadarıyla o gece Pers askerlerini büyük bir korku sarmıştı buna neden olarak düşmanın nehrin karşı kıyı sına geçtiği haberini almış olmalarını gösterebiliriz. Ne var ki bunun, esasın da yersiz bir korku olduğu da açıktı zira İskender tam olarak büyük kralın istediği gibi manevra yapmıştı. Dareios, Dicle ve Fırat’ın yürüyerek geçilebilecek noktalarını bilinçli olarak korumasız bırakıp İskenderi kendi seçtiği çarpışma meydanına yönlendirmeyi bilmişti. Büyük kral bütünüyle duruma hakimdi ve er ya da geç kazanacağını bildiği zafer hiç de uzak görünmüyordu. GAUGAMELADA ( KUZEY IRAK) Ne var ki olaylar farklı yönde gelişiyordu. 20 Eylül günü, güneşin batışıyla birlikte gökte yükselen ay önce kan kırmızısına dönüşmüş, ardından ortalık karanlığa gömülmüştü. Gökbilim Güncesi, alametleri şöyle betimliyor: (Dareios’un hükümranlığının beşinci yılı ve ululu ayının) on üçüncü gününde, Jüpiter’in çekildiği anda, tam ay tutulması gerçekleşti. Satürn dört parmak mesafedeydi. Tam tutulma gerçekleştiğinde, batı rüzgarı esmeye başladı; Ay tekrar görünür olduğundaysa doğu rüzgarı. Tutulma sırasında salgın hastalıklar ortaya çıktı ve ölümler meydana geldi. Pers müneccimlere göre ay tutulması büyük kral için çok daha başka şeylerin de alameti olarak görülüyordu. Babil Keldanilerinin Kehanet Kataloglarında yer alan diğer bir açıklama ise ağır yıkıma işaret ediyordu: “Güneş ya da Ay tutulup Jüpiter tamamıyla görünmez olursa: bir imparatorluğun sonu gelmiştir. Bununla birlikte alamet literatüründe bir ayın on üçüncü gününde gerçekleşen tutulma Babil için, ululu ayında gerçekleşen bir tutulma ise Pers İmparatorluğu için kaçınılmaz felaketlerin habercisi olarak yorumlanıyordu. Tutulma sırasında esen batı rüzgarı yıkımın o cenahtan geldiğine; tutulma daha net görünürlük kazandıkça esmeye başlayan doğu rüzgarı ise doğuda kalan ülkelerin güvende olduğuna işaret ediyordu.

Karşılaşma öncesinde yaşananlar konusunda yeterince bilgi sahibi olmamıza karşın, karşılaşmanın kendisi hakkında bildiklerimiz o denli az ve kısıtlı. Yunan ve Romalı antikçağ yazarları anlatılarında 1 Ekim tarihinde gerçekleştirilen manevra ve taarruzlara etraflıca değinmiş olsalar da olayların tam olarak nasıl cereyan ettiğini anlatmak mümkün değil. Nasıl aktarılmış olursa olsun, tüm kaynakların aktardıkları özetle, Dareios’u ölü yada diri
yakalamak için çok güçlü bir istek duyan İskender’in son derece atak davrandığı ve peşine düştüğü büyük kralı paniğe sürükleyip kovalayarak kaçırmasının ardından, Dareios’un kaçtığı haberini alan Pers ordusu saflarının bozulduğu ve askerlerin de kaçmaya başladığı yönündedir. Belki de olaylar farklı cereyan etmişti. Gaugamela’daki çarpışma alanı topraktı, dolayısıyla Yunanlılar ve Persler insanı boğan kör eden yoğun toz bulutu altında çarpışmak zorunda kaldıklarından, olan biteni tam olarak kestirmeleri olanaksızdı. Ortalığı kaplayan toz bulutu eşliğinde gün boyu süren çarpışma sonrasında İskender savaş alanının tartışmasız galibiydi. Kimse bunun nasıl olduğunu bilmiyordu, ama Yunanlılar doğal olarak yürüttükleri strateji sayesinde saldırı planlanının sekteye uğramadan uygulamaya konulduğunu ve başarıya ulaştıklarını varsayabilirlerdi: İskender’in komutasındaki kraliyet muhafızları sağ kanatta taarruza kalktığında, Parmenion’un komutasındaki sol kanat ve ön safa paralel ikinci bir piyade safı savunma pozisyonu almışlardı. Kesin olan diğer şey de çarpışmanın belirli bir noktasından sonra Mazaios’un Babilli süvarilerinin Yunan saflarında açılan gediklerde zarar vermeyi başarmış olduğuydu. Bu durumun yarattığı fırsat, düşmana arkadan saldırıp çember içine alabilmek için yeterli olabilirdi; ancak Mazaios taktik değiştirerek Yunan ordugahını yağmalayıp ele geçirmeyi seçmişti.
Akşam karanlığı çöktüğünde muzaffer Yunanlılar gün boyu olan biteni yeniden yorumlamaya başlayıp kahramanca vuruşan genç krallarını kazandığı zaferle yüceltirken, bir yandan da Dareios’un savaş alanında sergilediği yanlıştan söz ediyorlardı.

Tıpkı Granikos ve İssos sonrasında olduğu gibi, çarpışmanın ertesi günü yapılan yoklamayla kayıplar tespit edildi ve öldürülen düşman askerlerinin tahmini bir bilançosu çıkarıldı. Curtius Rufus Pers cep hesinde 40 bin ölü olduğunu söyler ve “en azından muzaffer Makedonların hesaplamaları doğrultusunda” diyerek üç yüzden az Makedon’un can verdiğini ekler. Diodoros’un rakamları 90 bin ve beş yüz olarak bunun yak laşık iki kahdır. Öte yandan genellikle makul ölçüleri aşmayan Arrhionos’un verdiği rakam olağanüstü abartılıdır:
İskender’in adamlarından yüz kadarı şehit düşmüş, atlardan da binden fa zlası ya yararlanmak suretiyle ya da kovalama esnasındaki yorgunluktan ölmüştü. Barbarların tarafında ise 300 bin ölü ol duğu, ama çok daha fa zlasının da esir alındığı söylenir.’ Görüldüğü gibi bütün bu rakamlar Makedon propagandasının sonuçları. Perslerin verdiği kayıp çok daha az olmalı, zira kaçışlarını yavaşlatan geçitlerin olduğu İssos’tan fa rklılık gösteren Gaugamela’da, her yöne kolayca kaçmış olmalıydılar. Zaten Gökbilim Güncesi’nde belirtildiği gibi kendi şehirlerine dönmüşlerdi. Makedonların kayıplarının daha fazla oldu ğunu ileri süren Curtius Rufus, Hephaestion’un kolundan bir kargı yarası aldığını, Krateros, Koenos ve paralı askerlerin komutanı Menidas’ın da fırlatılan oklarla yaralandıklarından söz eder. Yüksek rütbeli subayların böyle ağır yaralandıkları göz önüne alındığında, sıradan askerler için durumun hiçde iç açıcı olmadığı düşünülmelidir. Bu sırada Dareios kendi hayatını tehlikeye sokarak, dağılmış kuvvetlerini Gaugamela ve Arbela arasında kalan Büyük Zap Suyu dolaylarında toplayıp bugün Hemedan olarak bilinen Media’daki Ekbatana’ya geçmişti:
iSKENDER ırmağın karşı yakasına geçerken düşmanın her an peşlerinden yetişebileceği haberi iletildiğinden, üzerinden geçtiği köprüyü yıktırmayı aklından geçirmişti. Ne var ki köprü bir kez tahrip edildi mi, ırmağın kıyısına henüz varmamış olan binlerce askeri de düşmanın kucağına itmiş olacaktı.

Pers İmparatorluğunun Sonu

Garnizon komutanı Persepolis’i kendi elleriyle teslim ederek başkentin yerle bir edilmesinin önüne geçebileceğini düşünüyordu. Ne var ki, bir şehri yağmalamak bütünüyle farklı algılanması gereken bir eylemdi. Makedon askerleri ve onların Helen mütteffikleriKserkses’in Yunanistan’ı istila seferinden dolayı Pers İmparatorluğu’nu “cezalandırmak” için yola çıkmıştı. Kimse bu savaş gerekçesiyle ne demek istendiğini tam olarak bilmiyordu, fa kat büyük olasılıkla hiçbir asker de seferin Anadolu’nun fethi şöyle dursun, Levant, Mısır ve Mezopotamya’ya kadar sürdürüleceğini aklından geçirmiyordu bile. Şimdiyse, Pers Kapıla n’ndaki karşılaşmanın üzerinden yaklaşık bir hafta geçtikten sonra savaşın nihai hedefi görünürlük kazanmıştı. Hüsran başlangıcını Diodoros şöyle tanımlar”Persepolis Pers Krallığı’nın başkentiydi. İskender Makedonlara bu şehrin bütün Asya’nın nefret yuvası olduğunu anlattı ve saraylara dokunmamak kaydıyla, yağmalamaları için şehri onlara devretti. Zenginlik ve refahta eşi benzeri görülmemiş bir şehirdi burası ve şehir sakinlerinin evleri de yıllar yılı ihtişam ve zenginliğin her türlüsünden payını almış, olacaktı . Yunanlılar birbirleriyle yarışırcasına, karşılarına çıkan her erkeği kılıçtan geçirip evleri yağmalamaya koyuldular. Evlerin çoğu sıradan insanlara aitti ve içleri gani gani ev eşyası ve değerli takılarla doluydu. Bol miktarda gümüş ve hiç de az sayılmayacak kadar altınla birlikte erguvani renkte, altın sırmalarla işlenmiş paha biçilmez kıyafetler muzaffer Yunanlıların ganimeti oldu. Yunanlılar bütün günü kenti yağmalamakla geçirdiler, lakin açlıkları bir türlü dinmek bilmiyordu. Gözlerini öylesine bir yağma hırsı bürümüştü ki, sen daha fazla aldın, ben daha fazla aldım diye birbirlerine düşmüşler, işi silah arkadaşlarını öldürmeye kadar vardırmışlardı. Paha biçilmez değerli ganimeti kılıçlarıyla parçalayıp herkesin payına düşeni taksim ediyorlardı. Hırsla gözü dönmüş olanlar, üzerinde bir türlü anlaşmaya varılamayan malı almak iste yenin ellerini kesip kopartıyordu.

Çok değil kısa bir süre önce dünyanın belki de en görkemli şehri olarak bilinen Persepolis yakılıp yıkılmıştı, artık kullanılmaz hale gelen saraylardan yükselen dumanlar çok uzaklardan bile seçiliyordu. Yunanlılar harabeye dönen kenti geride bırakarak kuzeydeki Media’nın başkenti Ekbatana’ya doğru hızla ilerlemeye koyuldular. Birkaç gün içinde “dağlılar” anlamına gelen Paritakanu sözcüğünden türetip, “Paraitakene” olarak adlandırdıkları Orta İran’daki sınır satraplığma ulaştılar. Bu dağlık arazi gerçekte çok bereketli değildi, ancak nehir kollan boyunca uzanan köylerde ekili tarlalar vardı ve köylüler hasattan vazgeçmeye zorlanabilirlerdi. Yaklaşık on günlük yürüyüşten sonra Yunanlılar bugün isfahan olarak bilinen Gabai’ye girdiler. Burada onları karşılayan bir Pers soylusu Dareios’un Ekbtanada süvari birliği takviyesi beklediğini ve zamanında ulaşamayacaklarından dolayı kaygılanmakta olduğunu bildirdi. İskender, Parmenion ve yunan ordusunun diğer kurmayları aldıklları bu haber karşısında karmaşık duygular hissetmiş olmalılar. Öncelikle Pers Kralının Mezopotamya’ya ilerlemesinin olanaksız olduğunu ve Yunan ikmal hatlarının güvende olduğu sonucuna varmışlardı. Öte yandan Dareios doğunun bilinmeyen bölgelerine doğru uzun bir yolculuğa çıkarak, doğu satraplıklarından kaynak elde edip kalabalık süvari birlikleri toplayabilirdi. İskender hızla ilerlemeye koyuldu. Ekbatana’dan hareketle yapılan üç günlük yürüyüşün ardından III. Artakserkses Okhos’un oğlu Bisthanes tarafından karşılandı. Bisthanes Dareios’un dört gün önce yaklaşık yedi bin talent değerindeki Med hazinesini alarak kaçtığını söyledi.

•İskender Ekbatana içlerine doğru ilerlemenin gereksiz olduğuna karar verdi. Mevcut tüm süvari birlikleriyle, falanksın büyük bir bölümü ve hafif piyade kuvvetlerinden oluşan azaltığı ordusuyla Dareios’a yetişip önünü kesebilmek için zorlu bir yürüyüşle kuzeydoğuya doğru ilerledi. Parmenion da geride bırakılarak Ekbatana’yı fethetmekle görevlendirildi. O sırada bir ulak Susa’ya gönderilerek, daha önce Susa’da bırakılan askerlerin bir an önce Ekbatana’ya doğru hareket etmeleri istendi. Ayrıca, gümüş ve altının taşındığı hazine kervanının bu şehre gönderilerek baş hazinedar Harpalos’a teslim edilmesi gerekiyordu.

•İskender, muhafız süvarileri, keşif birlikleri, Erigyios komutasında ki paralı süvariler (hazineyi korumakla görevlendirilenlerin dışında kalanlar), Makedon piyadesi ve Agrialı okçulardan oluşan ordusuyla Dareios’un peşine düştü. Hızlı bir tempoyla ilerlediklerinden çoğu asker bitap düşüp arkada kaldı, çok sayıda at da öldü. Yine de yürüyüşe devam etti ve on gün sonra Ragha’ya vardı. Ragha bugün Tahran’ın güneyinde kalan Rey şehridir. Bu yere ulaşmak için Makedonlar günümüzde Kum olarak bilinen, haziran ayında küçük derelerinden bile tuzlu suyun aktığı kurak bölgenin içlerinden ilerlediler. Muhtemelen ölümcül olan sadece yürüyüşün aşırı hızlı temposu değildi. Zahmetli yolculuk boşuna yapıldı; Dareios Ragha’yı çoktan geride bırakmıştı, İskender orduyu beş gün dinlendirdi. Bu şehir İranlı peygamber Zerdüşt’ün müritleri için kutsal bir yerdi Ayrıca bölgede yerel dini liderin idaresi altında sivil bir yönetim hakimdi. O dönemde şehirde aynı zamanda bir Yahudi cemaati yaşıyordu. Şehir, Babil ve Ekbatana’yı Baktria ve Sogdiana ile birbirine bağlayan Kral Yolu üzerindeydi. Kaynaklarımız belirtilmese de, İskender hareket etmeden önce bu oldukça önemli noktada da bir garnizon bırakmış olmalıydı.

•Dareios, doğuya doğru yapılan iki günlük yolculukla varılan ve Hazar Kapıları olarak bilinen dağ geçidinde İskender’i bekliyordu . Ne var ki, durum giderek kötüleşiyor, başlangıçta düşündüğü saldırı seçeneğinden giderek uzaklaşıyordu. Ekbatana’dan doğuya hareket eden imparatorun ordu su dağılmak üzereydi. Vezir Nabarzanes, Baktria satrapı Bessos ve Drangiana satrapı Barsaentes gibi Pers aristokratları kuşkusuz Dareios’un tahtına göz dikmişlerdi ve imparator savaşa girmeyi göze alamıyordu. Curtius Rufus, kaynağı Kleitarkhos’un anlatısından alıntıladığını belirterek, Dare ios’un son günlerinde yanında bulunduğunu söylediği bir Yunan paralı askerin ifadesine dayandırarak, imparatorun 37 bin askerden oluşan bir orduya komuta ettiğini söyler. Öte yandan Arrhionos ise bu rakamın sadece dokuz bin olduğunu belirtir. Buradaki fark, Curtius Rufus”un mevcut bütün birlikleri saymasından kaynaklanır; Arrhinos ise, sadece imparatorun hala güvenebileceği, aralarında bir grup Yunan paralı asker ve bir zamanlar Philippos’un sarayında yaşamış, Barsine’yle Farnabazos’un babaları olan Artabazus komutasındaki biraz daha kalabalık Pers piyadesinin bulunduğu kuvvetlerden söz eder.

•Hazar Kapıları’nda Dareios’un komuta kademesindeki güç çekişmesi giderek daha rahatsız edici boyutlara tırmanıyordu. İskender batıya yaptığı iki günlük yürüyüş sonrasında dinlenmek için mola verdiği sırada, Dareios da vardığı noktada beklemek ya da ilerleyişini sürdürmek konusunda kararsız kalmıştı. Bu nedenle bir toplantı yaptı. Vezir Nabarza nes’in bu fırsatı kaçırmayarak hükümdarına yaptığı öneriyi Curtius Rufus şöyle anlatır” Bu savaşta tanrılar bize karşı, acımasız kader Perslerin peşini bırakmıyor. İhtiyacımız olan şey yeni alametlerle yeni bir başlangıç yapmak. Otoritenizden ve başkomutanhğınızdan feragat edin, başka birisine devredin ki, o kişi de düşman Asya’dan çekilene kadar kral olarak bilinsin, ardından krallığınızı yeniden size teslim etsin”

•yazar burada vezirin iki yüzlü davranışına dikkat çekmek ister; anlattıklarını inandırıcı kılmak için vezirin bunları söylediğini ima etmiş olabilir, ama bunun önemi yoktur. Curtius Rufus her nekadar konuşmayı kendi kaleme aldıysa da, yazdıklarının esas kaynağı Kleitarkhos’un yapıtıdır. Bu tarihçinin {ya da kaynağının), söz konusu argümanla, Doğu bağlamında uygun olana işaret etmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Kleitarkhos’a göre Dareios bir dizi felaket sonucu darbe almış olan liderliğini geçici bir süre için de olsa gölge bir krala devrederek bir anlamda kendi ölüm fermanını imzalamış, yerine geçen kral tarafından ölüme mahkum edilmişti. Bu, kaçınılmaz felaketlerin önünü alabilmek için Yakındoğu’da sıklıkla başvurulan geleneksel yöntemlerden biri olarak görülüyordu. Okuduğunu belki de açıkça anlayamayan Curtius Rufus, geçici hükümdarın, kriz dönemi Roma’sında sulh yargıcı işlevi gören “diktatör” gibi göreve getirilmiş olduğu yargısına varmış olabilir. Nasıl anlamış olursa olsun aktardığı hikayede, başkomutanlığın satrapların en güçlüsü Bessos’a devredilmesini önerirken sergilediği ısrarcı tutumla imparatorluğun kaderini belirleyen Nabarzanes’in ikiyüzlülüğünü açıkça yansıtmıştır. Dareios öneriyi kabul etmedi ve Nabarzanes’e toplantıyı terk etmesini emretti. Artabazus Dareios’a, kullarının yaptığı gaf ve sergiledikleri düşüncesiz davranışlar karşısında toleranslı davranması gerektiğini söyleyerek durumu kurtarmaya çalıştı. Dareios ona hak verdi ve Artabazus vezire, hükümdarın affına sığındığı takdirde özrünün kabul edileceği mesajını götürdü. Curtius Rufus, Nabarzanes’in samimiyetinden olduğu kadar sadakatinden de kuşku duyar, yine de ertesi sabah özürlerini sunmak için kralın huzuruna çıktığında davranışları görece daha makuldür.

•Dareios ilerlemek için işaret verip adeti olduğu üzere arabasına binmek için davrandığında, Bessos ve diğer hainler yerlere kapandılar ve kendilerini çok geçmeden prangalara vuracakları kralın önüne attılar. Evet, işte böyle, pişmanlıklardan ötürü gözyaşlarına boğulmuşlardı. (İnsanları kandırmak işte böylesine kolay) Ona yakararak ya naştıklarında, yaradılıştan dürüst ve samimi bir adam olan Dareios, gelip ayaklarına kapananların sarf ettiği laflara inandı ve derler ki ardından o da gözyaşı döktü.” Ordu Hazar Kapıları’ndan hareket ederek kuzeyde kalan Elburz Dağları’na çekildi. Yunan paralı askerlerinin Yunanca anlayan ve konuşan komutanı Patron her ne kadar Dareios’u Nabarzanes ve Bessos’un ihaneti ne karşı uyarmaya çalıştıysada, imparator, Yunan birliklerinin sadakatinden emin olduğunu, ancak onların kendi hemşerilerine saldırmalarının olanaksız olduğunu dile getirdi. Ordu o akşam bugünkü Aradan dolayları na vardığında Artabazus da hükümdarına ordudaki Yunanlarla birlikte bir an önce kaçması gerektiği uyarısında bulundu; ne var ki , Dareios dört bin paralı askerin Bessos’un otuz bin kişilik ordusuyla baş edemeyeceğinin farkındaydı. Dareios Artabazus ve mabeyincisi Boubakes’e sarıldı, kendisine ihanet etmediklerini söyleyip veda ederek ayrıldı. Kısa bir süre sonra Dareios, Bessos ve Nabarzanes tarafından tutuklandı. Ertesi gün yola çıktıkların da imparator, bindirildiği arabada altın prangalara vurulmuş bir mahkum olarak götürülüyordu.

•Bütün bunlar olurken Yunan ordusu dinlenmiş bir halde Ragha’dan yola koyulup zorlu yürüyüşle ıssız ve aşılması oldukça kolay düzlük bir arazide ilerlemeye başladı. Yolun bugün de kullanılan güneyde kalan kısmında Deşt-i Kebir Çölü uzanır. Bugün Eyvanaki olarak bilinen bölgede ki bir ırmak kıyısında asker ve atlar susuzluklarını giderdi. Ertesi gün Hazar Kapıları dolaylarında uzunca süre kalmayı planladıkları bir kamp kurdular Falanks taburu komutanlarından Koenos bir grup süvari birliğiyle birlikte erzak temini için keşfe yollanırken diğer askerler de zorlu çöl yolculuğunun ardından soluklanma fırsatı buldu.
Bir önceki hafta Yunanlılar Dareios’un ordusundan firar eden çok sayıda Pers’in yolunu kesmişti. Aynı günün akşamında Bagistanes olarak bilinen Babilli bir soylu, Dareios’un etrafında birtakım dolaplar çevrilmeye başlandığını, ordugahın imparatora karşı düzenlenecek bir komplonun de dikodularıyla çalkalandığını bildirdi. Anlattıklarına göre bütün bunlar son günlerde cereyan etmişti.
Bunu haber alan İskender yürüyüşünü daha da hızlandırmak istedi. Sadece süvarileri ve piyadenin en iyi ve çevik olanlarını seçerek yanına aldı. Koenos ile adamlarının erzak temininden dönmelerini bile beklemedi. Geride bıraktığı ordunun komutasına Krateros’u getirdi. O da yavaş bir tempoda İskender’in peşi sıra iler leyecekti. İskender’le hareket edenlerin yanlarında yalnızca silahları ve iki günlük kumanyaları vardı. Bütün gece ilerlemeye devam ettiler

•İskender ve süvarileri, Persleri, bugün Damgan olarak bilinen kentin elli kilometre güney batısında, 17 Haziran sabahının erken saatlerinde durdurdular. Ne yazık ki Curtius Rufus’un anlatısı burada kesilirken, Diodoros kralların kralının öldürülmesine yeterince değinmez. Plutarkhos Yunanlıların tanık olduklarını şöyle nakleder”Sürücüleri olmadığı için oradan oraya savrulan kadın ve çocuklarla dolu arabaların önünden geçtiler. Dareios’u orada bulmayı umduk larından en öndekinin peşinden gitmeye koyuldular. Zahmetli bir arama sonucunda onu, hançer yaralarıyla delik deşik olmuş, bir arabanın içinde yatar buldular. Ölmek üzereydi, yinede su istedi ve bir kaç yudum aldıktan sonra, kendisine suyu veren Polystratos’a son sözlerini söyledi: “Başıma gelen felaketlerin en acı olanı da bana yapılan iyiliğin karşılığını veremememdir. Ama yaptığın bu iyilikten dolayı İskender seni ödüllendirecektir. Kendisini de annem, karım ve kız kardeşlerime gösterdiği merhametten ötürü tanrılar ödüllendirecektir; senin aracılığınla sağ elimi İskender’e uzatıyorum.” Bu sözlerin ardından Polystratos’un elini tutarak son nefesini verdi”


Arkeoloji defterim

mehmet-aslan

Beğen  7
Yazar

Hobi olarak Antik dünya'ya merak salmış, ve Okumaktan Paylaşmaktan zevk alan biri olarak bu blogda antik dönemler hakkında bilgiler paylaşmaktayım. en çok merak saldığım uygarlık eski mısır uygarlığıdır Herkese keyifli okumalar dilerim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

118 1,043